Madde · KF-TAR-031
Osmanlı donanması ve kendir
Osmanlı döneminde kenevir, tohumu ve yağından çok lifi için yetiştirildi. Lifin adı kendirdi ve bu lif 16. yüzyılda başta gemi yapımında kullanıldı: Tersâne-i Âmire'nin ihtiyaç duyduğu urgan ve halatın çoğu kendirden yapılıyordu. Tedarik, Karadeniz'deki ekim alanlarını doğrudan tersaneye bağlayan bir düzenle yürütüldü.[1]

Kısaca
- Samsun'a bağlı dokuz kaza ocaklık olarak tersaneye bağlıydı; her yıl yaklaşık 5.100 kantar (285.600 kg) kendir vermekle yükümlüydü.[1]
- Donanmanın yıllık kendir ve kendir ürünü ihtiyacı 5.000, 9.000, 15.000, hatta 20.000 kantara kadar çıkabiliyordu.[1]
- Bir kalyon için çeşitli zamanlarda 100-200 kantar kendir gerekiyordu.[1]
- Arşiv kayıtlarında konu "kendir hususu ziyâde mühimdir" diye geçer.[1]
Ekim bölgeleri
Taştemir'in derlediği kayıtlara göre Osmanlı coğrafyasında kendir ekimi üç bölgede toplanıyordu. Kuzeyde Samsun, Sinop, Kastamonu, Taşköprü, Vezirköprü, Amasya, Gümüşhacıköy, Merzifon, Çorum, Tokat, Yozgat, Çarşamba, Terme, Ünye, Fatsa, Ordu ve Trabzon; batıda İzmir, Ödemiş, Tire ve Burdur çevresi; güneydoğuda Urfa, Suruç, Birecik ve Malatya.[1]
Kendirin en yoğun ekildiği yerler Samsun, Çarşamba, Terme, Ünye, Taşköprü, Ordu ve Giresun'du. Nemli sahil kesiminde kendir, Tokat ve Yozgat gibi iç kesimlerde keten öne çıkıyordu. Samsun yöresinde kendir ve keten, toplam tarım üretiminin %8-13'ünü oluşturuyordu.[1]
Kastamonu'da kendir ve kendir ürünlerinin satıldığı bir Kendir Hanı vardı; donanma için hazırlanan ürünler İnebolu iskelesinden gönderiliyordu. Evliya Çelebi Seyahatnâme'sinde Samsun için "Kendir ipleri ve gemi gomanaları ve katran ve ziftleri meşhûr-ı âfakdır" diye yazar.[1]
Ocaklık düzeni
Donanmanın kendirini yetiştiren haneler, avârız vergisi yerine her yıl devlete kendir vermekle yükümlüydü. Samsun'a bağlı ocaklık kazalar Arım (Çarşamba), Terme, Ünye, Hisarcık, Ayvacık, Ökse, Fenaris ve İfrâz-ı Fenaris'ti. Her ev bir avârız hanesi sayılıyor, hane başına 40 kıyye kendir hesaplanıyordu; 5.612 haneden yaklaşık 5.100 kantar kendir toplanıyordu.[1]
Yükümlülüğün başlangıç tarihi kesin değil. Ekim 1539 tarihli bir belgede ocaklık tabiri geçmeden Samsun kazalarından kendir istendiği görülür; tabirin 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren kullanıldığı tahmin ediliyor. 1643 kaydında ocaklık bölgesi 275 köy ve 5.605 haneden oluşuyordu.[1]
İstenen miktar hava koşulları nedeniyle her yıl toplanamıyordu. Bir yıla ait kayıtta tersaneye toplam 2.100 kantar (yaklaşık 117.600 kg) ham kendir gönderildi; bunun 1.030 kantarı Çarşamba'dan, 409'u Gedegra'dan, 341'i Terme'den geldi. Açık Kastamonu'dan Rize'ye uzanan öteki bölgelerden satın alınarak kapatılıyordu.[1]
| Kalem | Miktar |
|---|---|
| Ocaklığın yıllık yükümlülüğü | ~5.100 kantar (~285.600 kg) |
| Hane başına | 40 kıyye |
| Kayıtlı bir yılda gönderilen | 2.100 kantar (~117.600 kg) |
| Donanmanın yıllık ihtiyacı | 5.000-20.000 kantar |
| Bir kalyon için | 100-200 kantar |
Kendir emini ve madrabazlar
Tersâne-i Âmire'nin atadığı kendir emini, devletin ihtiyacı olan kendir tellerini toplamak ve büktürmekle görevliydi. Kazalarda kadılar, yerel yöneticiler ve askerî sınıf ona yardım ediyordu. Ocaklık yetmediğinde en yakın yerlerden ya da esnaftan narh fiyatıyla alım yapılıyordu; devlet kalite denetimi yapılmadan hiçbir malı teslim almıyordu.[1]
Üretici haneler kayıtlarda "kendirzâdegân" diye geçer. Bazıları kendir vermemek için kendini muaf zümrelere yazdırmaya çalıştı; bu durumda kadının önderliğinde yeniden tahrir yapılıyordu. Halktan ucuza alıp devlete pahalı satan "madrabaz" esnafa karşı da hükümler çıkarıldı; bir belgede madrabazlar kendir eminine kantarı 200 akçeden almasını, yoksa aldırmayacaklarını söyler.[1]
Samsun mahzeni ve sevkiyat
Devlet urganı kendi mahzenlerinde büktürüyor ya da özel imalatçılara sipariş veriyordu. Sinop, Samsun ve Ünye'de mahzenler vardı; en büyüğü Samsun'daydı. Samsun mahzeni yetersiz kalınca kendir eminin raporu üzerine genişletildi ve bu iş için yaklaşık 400.000 akçe harcandı. Usta yetmediğinde Sinop'tan Trabzon'a kadar kadılara hüküm gönderilip urgancı ustaları aletleriyle Samsun'a çağrılıyordu.[1]
Mahzende bükülen urganlar karadan kağnıyla, denizden küçük teknelerle Samsun limanına taşınıyor, oradan tersane gemileriyle Galata'ya gönderiliyordu. Gemiler yetmezse "rençber gemileri" denen tüccar gemileri kiralanıyordu.[1]
Kendirden yapılan ürünler
Lif sapından ayrıldıktan sonra yassı taş üzerinde tokmakla dövülüp yumuşatılıyor, sonra taranıyordu. Kalınlığına göre dört ana ürün çıkıyordu:[1]
- Kınnap: En ince ürün; en iyi liften iki ya da üç telli yapılırdı. Yazlık entari, yatak çarşafı, başörtüsü, balık ağı, çuval ve çadır bezinde kullanılırdı.
- Sicim: Kınnaptan kalın; argalya, franya, pazar sicimi gibi çeşitleri vardı.
- Urgan: Kullanım alanı en geniş ürün; bağlama, sarma ve balyalamada kullanılırdı. Urgancı esnafının kethüda, şeyh ve yiğitbaşından oluşan teşkilatı vardı; bozuk telden urgan yapmak yasaktı.
- Halat: Urgandan kalın, 5-50 kg ağırlığında ve 100 metreye kadar uzunlukta; çoğunlukla gemi ve donanma için siparişle yapılırdı.
Kayıtlarda tersane urganlarının adları da geçer: yuma, ucruk urganı, resen mavna, beze, mavna gügen, eşek urganı, yama, yaka, kevkan, isparçina. Yama ve isparçina kerestenin dağdan indirilmesinde kullanılıyordu.[1]
Artıktan tasarruf
Urgan bükülürken uçlardan kalan kendir parçalarına "çime" deniyordu. 1650 tarihli bir kayda göre eski liman reisi Mustafa Kaptan, atılacak 161 kantar çimeyi sakladı; resenci esnafından iki usta bu artığı ücret almadan işleyip mahzene 111 kantar saf tel teslim etmeyi üstlendi.[1]
Tahrirlerde kendir ile keten bazen ayrı, bazen "resm-i kendir ve kettân" diye birlikte yazılır; bu yüzden bölge bazında üretim sayıları yaklaşıktır. Ağırlık birimi kayıtlarda açıkça yazmaz, hesaplar batman varsayımına dayanır.[1] Ayrıntı: Tahrir defteri.
Kaynakça
- Taştemir, M. (2003). Karadeniz Bölgesinde Kendir-Keten Üretimi ve Kullanım Alanları (XV. yüzyıl sonu XVII. yüzyıl ilk yarısı). Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi 8: 1-24 Çalışma Başbakanlık Osmanlı Arşivi belgelerine ve İ. Bostan, Osmanlı Bahriye Teşkilâtı: XVII. Yüzyılda Tersâne-i Âmire (TTK, 1992) eserine dayanır.